Anasayfa » ARŞİV » 261 » 19 Mayıs’ın Önemi ve Anlamı Geleceğimize Işık Tutuyor

19 Mayıs’ın Önemi ve Anlamı Geleceğimize Işık Tutuyor

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin önemli millî bayramlarından biridir.

Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, her yıl 19 Mayıs tarihinde kutlanan, Türkiye Cumhuriyeti’nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin önemli millî bayramlarından biridir. Mustafa Kemal Paşa Bandırma Vapuru ile 19 Mayıs 1919’da Samsun’a çıkmıştır. 19 Mayıs Emperyalist devletlerin Osmanlı İmparatorluğunu paylaşmalarına ve Anadolu’yu işgallerine karşılık olarak Türk Kurtuluş Savaşı’nın başladığı gün kabul edilmektedir. Atatürk 19 Mayıs Bayramı’nı Türk gençliğine armağan etmiştir. Gençlik ve Spor Bayramı, ilk defa 24 Mayıs 1935’te “Atatürk Günü” adı altında kutlanmıştır. Beşiktaş’ın girişimleriyle Fenerbahçe Stadı’nda kutlanan bu ilk 19 Mayıs, Galatasaray ve Fenerbahçeli yüzlerce sporcunun da katılımıyla bir spor günü haline gelmiştir.

Bu organizasyondan bir süre sonra gerçekleşen Spor Kongresi’nde söz alan Beşiktaş Kurucu Üyesi Ahmet Fetgeri Aşeni kutlanan Atatürk Günü’nün tüm gençliğe mal edilebilmesi için “19 Mayıs Gençlik ve Spor Bayramı” adı altında her yıl yapılmasını teklif etmiştir. Kongrede oylanan bu öneri kabul edilmiş ve Atatürk’ün de onayıyla yasalaşmıştır. 20 Haziran 1938 tarihli kanunla “Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanmaya başlanan ulusal bayramımızın adı 12 Eylül 1980 Darbesi’nden sonra “Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak değiştirilmiş ve günümüzde bu ismiyle Türkiye’de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde ve Dış Temsilciliklerimize çeşitli etkinliklerle coşkuyla kutlanmaktadır. Mustafa Kemal Paşa Millî Mücadele sıralarında Türk milletini ileri götürecek olanların ve köhnemiş fikirlere karşı gelecek olanların genç fikirler olduğunu görmüştür. Bu nedenle de “gençlik” kavramı Atatürk için ayrı bir önem taşımaktadır. Atatürk gençlerden sık sık bahsederken, yaş sınırı dışında fikri olarak gençliği yani, fikirde yeniliği ifade etmiştir. O’nun şu sözü çok anlamlıdır: “Genç fikirli demek, doğruyu gören ve anlayan gerçek fikirli demektir.” Atatürk’ün gençliğe armağan ettiği ve günümüzde

“Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı” olarak kutlanan 19 Mayıs tarihinin önemini daha iyi anlayabilmek için Mustafa Kemal Paşa’nın 16-19 Mayıs 1919 tarihleri arasında gerçekleştirdiği İstanbul-Samsun yolculuğunu bir kez daha hatırlamamız gerekir. Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihindeki önemli olaylardan biri Atatürk’ün Samsun’a ayak basışıdır. Türk Milleti Birinci Dünya Savaşı sonrasında kötüleşen koşullar içinde kurtuluş çareleri ararken yüce önder Mustafa Kemal Atatürk Samsun’a ayak basarak “Kurtuluş” yolunu açtı. Dolayısıyla Atatürk’ün 16-19 Mayıs 1919 İstanbul’dan başlayan yolculuğu bir kurtuluş dönemini simgeler. Samsun’a ayak basışının taşıdığı önem Atatürk’ün Büyük Nutku’nu 19 Mayıs 1919 Samsun’a çıkışı ile başlatmasından anlaşılmaktadır ki şimdi bu yolculuğu kısaca anlatmaya çalışalım. Samsun işgal kuvvetleri için önemli noktalardan biriydi. Stratejik bakımdan büyük öneme sahipti ve Karadeniz’den Orta Anadolu’ya açılan en rahat ve güvenilir bir kapıydı. İngilizler 9 Mart 1919 tarihinde Samsun’a askerî birlik çıkarmışlardı.

Buna tepki olarak Türk Makinalı Tüfek birliğinden Hamdi adındaki bir teğmenin askerlerini alarak dağa çıkması dikkatleri bu bölgeye çekti ve İngiliz Yüksek Komiserliği’nin de Türk halkının silâhlandığı konusundaki şikâyetleri üzerine bu bölgeye güvenilir bir kumandanın olağanüstü yetkilerle gönderilmesine karar verildi. Bu kumandan Mustafa Kemal’di. Mustafa Kemal uzun zamandan beri ülkenin içinde bulunduğu umut suz duruma üzülüyor ve bir şeyler yapmak için Anadolu’ya geçmek istiyordu. Bu O’nun için bulunmaz bir fırsattı. İstanbul-Samsun yolculuğu öncesinde Mustafa kemal Paşa ile Padişah Vahdettin arasında geçen konuşmayı Atatürk şöyle anlatır: “Paşa, Paşa!… Şimdiye kadar devlete çok hizmet ettin! Bunların hepsi artık bu kitaba girmiştir! Bunları unutun, dedi, asıl şimdi yapacağın hizmet hepsinden daha önemli olabilir…Paşa, Paşa…Devleti kurtarabilirsin!” Atatürk, “Bu sözlerden hayrete düştüm. Acaba Vahdettin benimle içtenlikle mi konuşuyor?…O Vahdettin ki… bütün yaptıklarından pişman mı olmuştur? Aldatıldığını mı anlamıştı? Fakat, böyle bir yorum ile başka konulara girişmeyi ürkütücü saydım, kendine karşılık verdim: “Kişiliğe güveninize ve bana bunca yüz verişinize teşekkür ederim…

Elimden gelen hizmeti esirgemeyeceğime lütfen güveniniz…

Atatürk bu konuşmada plânlarının sezilmiş olabileceği duygusuna kapılmıştı ama O’nu bekleyen ve O’na güvenen bir “Türk Milleti” vardı.

Mustafa Kemal Paşa ile beraber 16 Mayıs 1919 Cuma günü başlayacak yolculuğa gemi kaptanı İsmail Hakkı Durusu dışında 18 kişi eşlik etmiştir. Atatürk beraberindeki kişilerle 16 Mayıs 1919 Cuma günü öğleden sonra “Bandırma” adındaki eski küçük bir vapurla Galata rıhtımından ayrılır. 17 Mayıs 1919 Cumartesi günü Bandırma Vapuru saat 21.40 sıralarında İnebolu’ya vardı. 18Mayıs 1919 Pazartesi günü beklenen yolculuğun sonuna gelinir. Atatürk, İstanbul’dan başlayan ve Samsun’da sona eren yolculuk esnasında görevli bir askerdi ve giyimi de buna uygundu ancak Samsun’a ayak bastığı günden birkaç gün sonra asker değil, sivil olarak hareket edecekti. Atatürk’ün Samsun’a çıkışında gördüğü manzara pek parlak değildi. Şehirde İngiliz işgal kuvvetleri vardı. Pontusçular sokaklarda kol geziyordu. Halk kendisini koruyamayacak durumdaydı. Atatürk bugün müze haline getirilen Hıntıka Palas’ta kaldıkları süre içinde hep bu sorunları düşündü, yolculukta geçirdiği uykusuz geceler sona ermemişti; şimdi de burada uykusuz geceler başlıyordu. Ama O’nda ve O’nun gibi düşünenlerde bu azim oldukça hiçbir engel aşılmaz değildi. Ülkeyi çaresizlik içinde görenlerin çıkış yolu olarak savundukları manda ve himayecilik formüllerini Mustafa Kemal etmemiştir.

Mustafa Kemal TAM BAĞIMSIZLIK VE ÇAĞDAŞLAŞMA
formülünü sonuna kadar savunmuştur. Manda sorunu özellikle 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan Sivas Kongresi’nde yoğun bir şekilde tartışılmıştır.

Tam istiklal mi, yoksa manda mı tartışmalarında manda bağımsızlığı bozmaz, şu halde ikisi aynı şeylerdir

gibi görüşler savunulmuştur. Ancak Atatürk tam bağımsızlık konusunda en küçük ödüne bile yanaşmamış ve temel amacın, milletin, devletin istiklalini korumak… Bağımsız olarak milletimizin belirli hudutlar dâhilindeki bütünlüğünü korumaktır” görüşünü sonuna kadar savunmuştur.

Atatürk özgürlük ve bağımsızlığın Kurtuluş Savaşı’na en büyük gücü kazandırdığı inancıyla mücadelesini sürdürmüştür. Atatürk emperyalizmin güçlü ordularını yenmek için Türk ulusunun bulduğu kuvvet ve kudretin, davamızın meşru olmasından kaynaklandığını söylemiştir. Türk ulusunun milli sınırları içinde özgür ve bağımsız olmaktan başka bir şey istemediğini belirtmiştir. Mustafa Kemal bu görüşlerini Amasya Genelgesi, Erzurum ve Sivas Kongreleri kararlarıyla ulusal hedefler haline getirildi.
Amasya Genelgesi’nin başlıca amacı, d
ağınık haldeki milli kuruluşları ortak bir amaç etrafında toplamak; Milli mücadeleyi kişisel bir hareketten çıkararak millete mal etmek, Millet egemenliğine dayanan bir Türk devleti kurmak ve Millete memleketin içinde bulunduğu durumu açıklayarak Sivas’ta milli bir Kongre’nin toplanmasını sağlamak şeklinde özetlenebilir. Genelgenin dikkat çeken önemli nitelikleri ise, Türk halkının ihtilal safhası başlamış olması, ilk defa milli devlet, milli irade, milli egemenlik kavramlarından söz edilmesi, Türk milletine, milli egemenliği eline alması için bir çağrı özelliği taşıması, Kurtuluş Savaşı’nın ilk kez amacının ve yönteminin belirlenmiş olması ve İstanbul Hükümeti’nin galip devletlerin baskısıyla sorumluluklarını yerine getirmediğinin ilk kez ortaya konmasıdır.
Erzurum Kongresi’nin önemi şöyle özetlenebilir: Kongre’de yeni bir devletin kurulması düşüncesinin belirtilmesi, Doğu Anadolu bölgesindeki, ‘ulusal hakları savunma örgütlerini’ birleştirmiesi, Sivas Kongresi’ne ışık tutması ve ana ilkeleri saptayarak yaygınlaştırması, ulusal birlik yolunda atılan önemli bir adım olması; ulusal egemenliğimizin koşulsuz olarak gerçekleştirilmesine ilk kez Erzurum Kongresi’nde karar verilmesi. Manda sorunu özellikle 4 Eylül 1919 tarihinde toplanan Sivas Kongresi’nde yoğun bir şekilde tartışılarak çözülmüştür. Sivas Kongresi’nin bazı temel Kararları özetle şöyledir:

* Millî sınırlar içinde bulunan vatan parçaları bir bütündür, birbirinden ayrılamaz, *

Her türlü işgal ve müdahaleye karşı, millet birlik olarak kendisini müdafaa ve mukavemet edecektir. * İstanbul Hükümeti, haricî bir baskı karşısında memleketimizin herhangi bir parçasını terk mecburiyetinde kalırsa, vatanın bağımsızlığını ve bütünlüğünü temin edecek her türlü tedbir ve karar alınmıştır.
*Kuvâyı-Millîye’yi tek kuvvet tanımak ve millî iradeyi hâkim kılmak temel prensiptir. *

Manda ve himaye kabul olunamaz. * Millî iradeyi temsil etmek üzere Millet Meclisi’nin derhal toplanması mecburîdir. *

Devletin bağımsızlık ve bütünlüğü saklı kalmak şartıyla topraklarımızı ele geçirmek isteği olmayan herhangi bir devletin ekonomik, teknik ve sınaî yardımlarını memnuniyetle karşılarız. Adaletli ve insancıl kaideleri ihtiva eden bir barışa kavuşulması da insanlığın selâmeti ve umumun huzuru adına millî emellerimizdendir. * Aynı gaye ile millî vicdandan doğan cemiyetler “Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti” adı altında birleştirilmiştir.

* Mukaddes maksadı ve umumî teşkilâtı idare için Kongre tarafından bir Heyet-i Temsiliye seçilmiştir. Mustafa Kemal Paşa’nın 19 Mayıs 1919 tarihinde Samsuna çıkışı Türk Milleti için bir dönüm noktası ve Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı olmuştur. Millî Mücadele’yi başlatmak üzere Samsun’da Anadolu topraklarına bastığı 19 Mayıs 1919 tarihinin önemi nedeniyle de 19 Mayıs’ı Türk gençliğine armağan etti. Atatürk: “Gençler! Benim gelecekteki emellerimi gerçekleştirmeyi üstlenen gençler!Bir gün bu memleketi sizin gibi beni anlamış bir gençliğe bırakacağımdan dolayı çok memnun ve mesudum” derken Türk gençliğine olan güvenini de anlatmıştır. Yüce Atatürk’ün şu sözleri hepimiz için bir rehber olmalıdır: “Beni görmek demek, mutlaka yüzümü görmek değildir. Benim fikirlerimi benim duygularımı anlıyorsanız ve hissediyorsanız, bu kâfidir” demiştir. Atatürk’ü anlamak, yaşadıklarını ve fikirlerini bilmekle mümkündür.

Dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin kurulmasında yaşanan zorlukları her zaman göz önünde tutarak, 19 Mayısları Atatürk’ün emanetine daima sahip çıkarak ve Milli Mücadele ruhuyla kutlamalıyız.

Similar posts